MASAL DİYARI:COLMAR

Sinem Özbek: Aile Ofisi Yatırım ve Proje Yöneticisi

Yurtdışı seyahatlerimizde en keyif aldığımız şeylerden biridir köyleri ve kasabaları keşfetmek. İnsana bu dünyanın dışında, masalsı bir aleme geçiş hissiyatı verir, tabi siz de birer masal kahramanı oluverirsiniz.

İşte bize bu hissiyatı veren yerlerden biri olan Colmar; Fransa’nın kuzey doğusunda, İsviçre ve Almanya ile komşu olan Alsace bölgesinde yer alıyor. Colmar’ın tarihi 9’uncu yüzyıla kadar dayanıyor ve yüzyıllar boyunca Fransa, Almanya ve İsviçre tarafından paylaşılamamış, sonunda 1945 yılında Colmar savaşı sonrası Fransızların elinde kalmış. Dünyanın büyük devletlerinin bu şirin kasabayı almak için uzun yıllar savaşmasında, her birine coğrafi yakınlığının yanı sıra çok haklı farklı sebepler olduğunu kasabaya adım atar atmaz anlıyorsunuz.

Biz öncelikle etrafı gözlemlemek için meydanından hareket eden küçük lokomotifler ile bir tur atmaya karar verdik, bu tur lokomotiflerinde her dilden size kasabayı ve kasabanın tarihini anlatan kulaklık imkanı da var. İlk dikkatimizi çeken birbiri ardına sıralanmış rengarenk evler oluyor. Küçük bir çocuğun yaptığı renkli ev resimlerini gerçeğe döndürmüşler gibi..

Dar sokaklar ve küçük caddeleri süsleyen bu şirin rengarenk evlerin renklerinin ve panjurların’daki desenlerin her birinin bir anlamı var. Örneğin ev sahibi balıkçı ise bir renk, kasap ise farklı bir renk; panjurun da kalp desenleri varsa evde bekar bir kız olduğunun göstergesi gibi bir rivayetler var, masal bu ya…

 

Kıvrımlı küçük caddeleri ile birlikte, bu caddeleri takip eden su kanalları ve bu kanalların üzerlerine özenle yerleştirilmiş inanılmaz güzellikte rengarenk çiçekleri büyülenerek izleyebilirsiniz. Dikkatinizi çekecek bir diğer güzellik hemen hemen tüm binaların üzerinde yuvaları olan leylekler, o muhteşem tablo böylece tamamlanmış oluyor.

Lokomotifle gezinti sırasında bir çok tarihi binayı ve meydanı hızlıca görme imkanınız oluyor: Ünlü mimar Albert Schmidt tarafından tasarlanan 106 kafa figürlü “Kafalar Evi”, yine aynı mimar tarafından tasarlanmış ve otel olarak kullanılan binalar, “Cathedrale Saint-Martin”, “Fontaine du Petit Vigneron” (Küçük Şarapçı Çeşmesi), “Cor D’appel” (Adliye binası), “Fontaine Bruat” (Bruat Çeşmesi) gibi.

Lokomotif gezimiz bittikten sonra, “mutlaka oraya dönmeliyiz, kartpostal gibi görüntüsünü hafızalarımıza kazıyıp, fotoğraflamalıyız” dediğim bir yer vardı, Petite Venice! sokakları hızlı hızlı geçip o bölgeye ulaştık, gerçekten de kartpostal gibi görüntüsüyle aradığımıza değdi.

Sokak aralarındaki gezintimiz sırasında mis gibi kurabiyelerin koktuğu; ilginç, bir o kadar yaratıcı dekorasyonları olan  patisserieleri de oldukça dikkat çekici. Bunun ile birlikte kasabanın her köşesinde bir sanatsal aktivite ile karşılaşabiliyorsunuz, özellikle, önceki zamanlarda şehre gelen ve şehirden giden malların geçtiği, tüccarların yoğun olarak kullandığı “gümrük evi” de denen bina, artık sanatsal bir çok faaliyete ev sahipliği yapar olmuş. Biz de küçük bir konser dinleme şansına eriştik.  Aynı zamanda Colmar Alsace Şarap Yolu içinde kalan ve “Alsace şarap başkenti” olarak da anılmakta, tatmaya değer.

Kasabadan huzur içerisinde ayrılırken, kasaba çıkışında, caddenin tam ortasında bir özgürlük heykeli ile karşılaşıyorsunuz. Colmar aynı zamanda özgürlük heykelinin mimarı Frederic Auguste Bartholdi’nin doğduğu yer. Bu sebep ile anısına bu heykeli şehrin biraz dışında konumlandırmışlar.

 

Ancak kasabanın içerisinde de sokak aralarında gezerken yerde, üzerinde özgürlük heykelinin resmi bulunan plakalar mevcut, ok şeklindeki bu plakaları takip ederek Bartholdi müzesine ulaşıldığı söyleniyor, etrafın güzelliğini izlemekten açıkçası okları takip etmek bizim için çok mümkün olmadı.

Bazen bazı şehirlere tekrar gitmek için bahaneler yaratır insan. Biz Colmar’a Strasbourg’tan çok kısa sürede geçmiştik, kimbilir bir noel zamanı, avrupanın en büyük noel pazarını görmek için Strasbourg’a yolumuz düşer, e o kadar gelmişken de Colmar’da bir kez daha huzurla dolarız. Kimbilir…