Huzurun Başkenti: Selimiye

Huzurun Başkenti, Selimiye

img_4226

Temmuz ayında, malumunuz ülke gündemimiz oldukça karmaşık ve yoğundu. Tam da bu dönemde, gitmiş olduğumuz Selimiye’den sizlere kısaca bahsetmek istiyorum. Kafamızı biraz olsun boşaltmak ve rahatlamak için meğer ne kadar da isabetli bir seçim yapmışız  🙂

Şanslıydım ki,  seyahat arkadaşlarım Selimiye’ye de daha önce bulunmuşlar ve bence kalınacak en güzel yeri seçmişlerdi. Sabah epey erkenden yola çıkmak istediklerinde buna pek anlam veremememiş olsam da, oraya vardığımızda bunun nedenini anlamam zor olmadı. Yemyeşil çam ağaçları ile çevrili masmavi koya  bakan doğal dokulu, taş evimizde, masada sıcak bazlama ile bizi bekleyen kahvaltımız “İyi ki buradayız!” dedirten sebeplerin ilki oldu.

Selimiye, coğrafi yapısı sebebiyle büyük otellerin yer alamadığı bir bölge. Dolayısıyla buradaki konaklama tesisleri, genellikle aile pansiyonları. Bu pansiyonların tamamına yakını, Selimiye koyu sırasına yan yana dizilmiş durumdalar, hepsi denize sıfır ve pek çoğunda iskele yer alıyor. Biz bu pansiyonlarda konaklamak yerine, bahçesinde nar ve oldukça büyük bir incir ağacının yer aldığı, yerel mimariye göre inşa edilmiş taş bir evde kaldık. Evimizin Selimiye koyuna tepeden bakan, inanılmaz güzel bir manzarası, bahçesinde hamakları vardı. Hiç susmayan  cırcırböceklerinin sesi ise hala kulağımda 🙂

Bu küçük köyde, en dikkat çeken şey, hala doğallığını koruyabilmiş olması. Sabahları horoz sesi ile uyanmak, yöre halkının neredeyse tamamının bahçesinde gördüğüm keçiler, aklıma ilk gelenler…

Bunların yanı sıra, bir sürü limon, mandalina, nar, ceviz, şeftali ağaçları ile asmaları var. Hepsi de meyva dolu.

Marmaris ve Datça arasında yer alan bu şirin köyde, ağaçların hemen bitiminde deniz başlıyor. Denizi ise oldukça durgun ve suyu gerçekten sıcak. Ancak öyle berrak ki, insanın içinden içmek geliyor. Bu köyü el değmeden kalabilecek kadar kadar şanslı kılan şey, ulaşımının sıkıntılı, yollarının virajlı oluşu.

Bu huzurlu köyde neredeyse tüm pansiyonların denize kıyısı var. Ancak son birkaç yıldır adının daha çok duyuluyor olması sebebiyle gerek konaklama, gerek yeme – içmede fiyatların artışı söz konusu. Restoranlar da, tıpkı pansiyonlar gibi, koyun sırasında dizilmiş durumdalar. Menülerde, ağırlıklı olarak deniz ürünleri yer alsa da, sadece keçi sütünden mamullerin satıldığı tatlıcıya mutlaka uğramak gerek. (Losta Tatlıcısı) Buranın sahibinin söylediğine göre Ülker bisküvilerinin sahibi, buraya her geldiğinde dondurma yemeden gitmezmiş! Tatilde tabii ki, zencefil – tarçın ve mandalina- portakal çeşitlerinin mutlaka tadına baktım…

Köyde geceler de oldukça sakin geçmekteydi, koya yanaşmış tekne sahipleri de, karadan giden ziyaretçiler de, burada yaşayanların sakin hayatlarını bozmamaya özen gösteriyorlar.

Buraya gelenlere önerim, en az bir günlerini mutlaka tekne turuna ayırmaları. İrili ufaklı, pek çok güzel koyda, mavinin ve yeşilin en güzel tonları ile karşılaşmanın ve doya doya yüzebilmenin en keyifli yolu tekne gezileri.

Tadı damağımda kalan ve bir gün yine mutlaka gitmek istediğim Selimiye’den aklımda kalanlar, insanı sarıp sarmalayan sakinliği, portakal ağaçları altındaki hamakları, denizin içindeki şezlongları ve en güzeli de yıldızlı gökyüzü…