BİR ORTA ÇAĞ MASALI: BRUGGE

İnci Holding Bilgi Teknolojileri Sorumlusu Buse Akgöl, ‘Bir orta çağ masalı’ olarak tanımladığı Brugge hikayesini anlattı.

2010 yılında gezme fırsatı bulduğum, her bir adımda buram buram Orta çağ esintilerini yaşayabileceğiniz Brugge, sizi hayallerinizin ötesinde bir şehre çağırıyor.
Avrupa Kültür Başkentliğini de yapmış kentin en önemli şansı, 2’nci Dünya Savaşı’nda hiçbir zarar görmemesidir. Tamamı UNESCO tarafından korunmakta olan Brugge’ün, kentin içindeki bazı binaları ayrıca Dünya Miras Listesine alınmış durumdadır.
Sokak aralarından çıkan bir at arabasının üzerinde Orta Çağ’dan kalma kıyafetlerle at arabasını süren birine rastlamanız mümkün. Faytona bindiğinizde at arabasını süren kişi size şehir hakkında bilgi verebiliyor. Tur esnasında kendinizi adeta sanal gerçeklik gözlüğü ile Orta çağda geziyormuş gibi hissediyorsunuz. Gecesinin ayrı gündüzünün ayrı ihtişamı ile Brugge’de kendinizi masallarda gibi hissediyorsunuz.

Bellfort’tan WoleStraat’ı takip ederek kanala çıkıp sağa dönüp Dijver sokağına doğruca gittiğinizde şehrin en eski kilisesi The Church of Our Lady (Bizim Leydi Kilisesi) ve Brugge’lü Madonna sizi karşılıyor. Her iki eser de gerek mimarisiyle gerekse de ihtişamlı yapısıyla insanlar üzerinde çok farklı duygular uyandırıyor. Tarihi 13 ve 14’üncü yüzyıllara dayanan kilisenin kule yüksekliği 122.3 metre ve bu özelliği ile şehrin en uzun yapısı özelliğini taşıyor. Ayrıca Almanya’da bulunan St. Martin Kilisesinden sonra dünyanın en uzun tuğla kulesi olarak ön plana çıkıyor.
Şehrin içindeki kanallar Orta Çağ’daki kullanım amacıyla aynı şekilde günümüzde de ulaşım için kullanılıyor. Ulaşım kayıklarla sağlandığı için kanalda ki her evin bir küçük kayıkhanesi var. Kayıkhanesine kayığını bağlayan ev sahipleri, evinini altından içeriye giriş yapabiliyor. Brugge şehrinde arabaya neredeyse çok az rastlıyoruz. Her anını, her köşesindeki tarihi kaçırmamak için yürümek ve kanalda kayıklarla gezmek şehri tam anlamıyla yaşamınızı sağlıyor.


Kentin çikolata kokan sokaklarını meşhur Brugge dantelleri süslüyor. Sokak aralarında el yapımı çikolatacılara denk geliyorsunuz. Ben ziyaretimden edindiğim tecrübeyle Brugge Praline’nin çikolatalarını öneririm. Şehrin merkezindeki çikolata müzesi görülmesi gereken bir müzedir. Brugge’u gezmeye devam ettikçe kendinizi bir film setinin sahnesindeymiş gibi hissetmeniz normal. Özellikle turistlerin uğrak yeri olan şehirde yaşayanlar Orta Çağ’da yaşamak istercesine kentlerine sahip çıkarak turistleri bir ev sahibi gibi karşılıyorlar.
Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biri olan Brugge sizi tam anlamıyla eski çağlara götürecek. Koşturmaca ile dolu Avrupa şehirlerini gezerken bir soluk alıp tarihi atmosferi tıpkı o zamanlardaki yaşamak için bire bir.