Her yıl Mart ayı yaklaşırken kurumsal hayatta benzer bir hazırlık başlar.
Bir mesaj yazılır. Bir etkinlik planlanır. Çalışanlara küçük bir hediye düşünülür. Sosyal medya için görseller hazırlanır. Çoğu zaman niyet çok bellidir: Kadın çalışanlara değer verildiğini hissettirmek.
Tam da bu noktada, son yıllarda kurumların kendi içinde daha sık sormaya başladığı ve hissettirilmek istenen değerin samimiyetle özüne inildiği bazı sorular doğmaya başladı.
İletişimciler ajandasında konunun özünde kalmaya gayret ettiren ve radarıma takılan o sorulardan bazıları;
Geçmişten bugüne, bu soruları içselleştirerek yanıtladığımızda öznesi parlayan bir hikâye kalıyor geriye.
8 Mart, tarihsel olarak kadınların eşit haklar, adil çalışma koşulları ve temsil için verdiği mücadelenin bir sonucu olarak ortaya çıkan bir gün. Bu nedenle dünyada pek çok kurum artık bu günü yalnızca bir “kutlama” diliyle değil, daha çok hatırlama, farkındalık ve sorumluluk çerçevesinde ele almayı tercih ediyor. Bu değişim önce güçlü bir şekilde kullanılan kelimelerdeki değişimle başladı, ardından kurumların içindeki küçük uygulamalarda da kendini göstermeye devam etti.
Örneğin; “8 Mart Kutlu Olsun” ifadesi uzun yıllardır çok yaygın kullanılırken son yıllarda birçok kurum bu ifadeyi yeniden düşünmeye başladı. Çünkü 8 Mart yalnızca bir kutlama günü değil; aynı zamanda kadınların eşitlik mücadelesini hatırlatan bir gün. İhtiyaçlar değişince dil de dönüşmeye başladı ve artık “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde…” “Kadınların eşitlik mücadelesini hatırladığımız bu günde…” “8 Mart vesilesiyle…” gibi ifadeleri dilimize serpiştirdik. Bu küçük gibi görünen değişiklikler aslında zihinsel dönüşümün ta kendisi olarak bizimle konuşmaya devam ediyor.
Çoğu kurum için 8 Mart, “bir şey yapılması gereken” günlerden biri. Ama son yıllarda gündeme gelen soru artık şu: 8 Mart’ta çalışanlarımıza ne verelim? demektense “8 Mart bize kurum olarak neyi hatırlatıyor?” demek günleri geldi ve bizimle konuşmaya başladı. Bu konuşma bize şunu öğütlüyor; hakikat > nezaket diyor ve devam ediyor, seçilen hediyelerin kendisi de güçlü bir mesaj diyor. Örneğin seçilen hediyeler çoğu zaman iyi niyetle seçilse de Ancak farkında olmadan başka bir mesaj da taşıyabiliyor: Makyaj ürünleri, cilt bakım setleri ve güzellik temalı hediyeler bizleri mutlu etme potansiyeli taşırken görünüşlerimiz üzerinden tanımlayan kalıpları tekrar etmeye hizmet ediyor. Bu mutlu tuzağa düşmemek için bir iletişim taktiği giriyor devreye, o da çapraz soru sorma: Seçeceğimiz bu hediye kadınları bir rolün içine mi yerleştiriyor, yoksa çalışan olarak değer gördüklerini mi hissettiriyor? Aynı seçeneği farklı bir günde erkekler için düşünür müydük? Yanıtlar bizi eşitlik için hakikate götürüyor.
Evet, küçük değişimler büyük dönüşümlere kapı aralayabilir. Dilin, hediyelerin ve uygulamaların incelikle yeniden düşünülmesi, çalışan deneyimini güçlendiren bir kültür yaratarak bizlere göz kırpıyor. Biraz dirençli olabiliyor ancak kurum olarak atılan küçük adımlar, uzun vadede tutarlılık ve farkındalık yaratıyor. Örneğin: eğitimler, çalıştaylar ve yeni uygulamalar bu değişimin en keyifli destekleyicileri oluyor.
Bu köşeye bıraktığım kişisel soru şu oldu: Bunu hissettiğim bir kurumda mı çalışıyorum peki? Şanslıyım ki kesinlikle evet. Bu soruları sorabilen ve tüm çalışanlarını da bu soruları birlikte sormaya davet eden bir kurum kültürünün içinde bu yazıyı kaleme alabiliyor, birlikte konuşabiliyoruz.
İnci Grubu şirketleri ve iletişimcileri olarak kullandığımız dille dönüşeceğimizi biliyor ve bu dönüşüme somut adımlar da atarak eğitimler alıyor, çalıştaylara katılıyor ve yeni uygulamalar başlatıyoruz.